İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.085.107 ▲ %0,47
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Gündem

Gel de kıskanma

Sevgili okurlarım, ağır bir kıskançlık krizindeyim. Neyi kıskanıyorum, hemen söyleyeyim; Fransız halkını. Liseliler daha iyi bir eğitim, daha insanca bir gelecek için sokaklara çıktılar ve veliler, üniversiteliler, hocaları, tüm ülke öğretmenleri, itfaiye erleri, binlerce işçisi olan sendikalar onları yalnız bırakmıyor. Polis her yerde olduğu gibi orada da bibergazıyla, coplarla saldırıyor ve belediye başkanları çocuklarını korumak için ön saflardalar. Cumhurbaşkanları ve bakanları sığınağa girmek zorunda kalıyorlar.

İyi oluyor; silahlanma için eğitime, emeklilere ödenen parayı kıstınız! İşgal ettiğiniz Libya'dan gelen petrolle şimdilik idare ediyorsunuz ama ülke haykırıyor: Biz Fransa'yız! Sadece Fransa mı? Alman gençleri de ansızın konulan zorunlu askerlik görevini yapmayacaklarını haykırıyor! İspanya'da bir şirket tarafından, yıllarca yaşadığı evinden atılan yaşlı bir kadın için binlerce kadın erkek, yaşlı genç ayaklanıyor. Bu arada Latin Amerika ülkelerinde herkes sokaklarda.

Bir fotoğraf gördüm, Paris'te öğrenciler, işçiler yürüyor; en önde tekerlekli sandalyede oturan oldukça yaşlı bir adam var. Tüm yüzünü aydınlatan bir gülümsemeyle sandalyesini sürüyor. Belli ki 68 olaylarını yeniden yaşamanın mutluluğu yüzüne vurmuş. Benim de aklıma ülkemde yaşanan üniversite işgalleri, bir zamanlar hemen her işyerinde greve çıkan işçiler, büyük maden yürüyüşü,15-16 Haziran olayları, Uğur Mumcu'yu toprağa vermek için yürüyen genç yaşlı binlerce sevenleri geliyor. Gezi olayları sırasında parkı bekleyen çocuklar aç kalmasın diye evinde yaptığı yemekleri parka taşıyan anneler geliyor. Öldürülenler, idam edilenler geliyor.

Ve hemen ardından ülkemden birbiri ardına fotoğraflar geliyor. Ülkemde bir okul saldırısı sonucu hayatını kaybeden küçücük, annesinin belki de yaş günü için süslü giysiler giydirdiği Sare'nin fotoğrafı geliyor, yoksul emeklilerin katıldığı küçük bir protesto olayında beylik tabancasıyla kendini vuran emekli polisin fotoğrafı düşüyor. Ve aklıma 301 kişinin öldüğü Soma ve yeniden madenci ölümleri düşüyor. O faciadan sonraki ilk seçimde Soma AKP'ye oy vermişti, aklıma bu da düşüyor.

Yıllar önce işkence görmüş, epeyce içeride yatmış bir arkadaşıma sormuştum. "Biz neden yenildik?" "Bana göre" demişti, "O zamanlar ülkemizde direniş örnekleri çok azdı. Bir Şeyh Bedrettin, bir de Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin ilk dönemleri. Sonra kitaplar geçmişti elimize; devrim işçilerle, köylülerle yapılacaktı. Devrim yapacağımız gittiğimiz köylüler, geldiğimiz gün bizleri jandarmaya ihbar ettiler.12 Eylül sonrası sendika yöneticileri yargılanırken koskoca spor salonunda işçiler yoktu."

Bu sözleri hep düşündüm. İşler daha da kötüye gitti, kendine fazlasıyla yeten bir ülkede Özal'la başlayan özelleştirme AKP döneminde şaha kalktı. Şeker fabrikalar satılırken, madenler için izin verilip zeytin ağaçları kesilirken, tarikatlara yeniden açılış yapılırken, her şey tek bir kişinin imzasına bırakılırken başkaldıranlar oldu, azınlıktılar; şimdilerde ise ana muhalefet partisi bile artık bir suç örgütü olan NATO'ya, AB'ye ne yazık ki tek kötü söz söylemiyor. Hatta iktidara gelince NATO'nun askeri gücü olarak kalacaklarını kabul edenler bile var. Sadece yapılıp yapılmayacağı belli olmayan seçim tek hedef olamaz! Çocuklar okul saldırılarında, MESEM cehenneminde ölüyorlar, evet çocuklar ölüyor. Kardeşim, velilere, öğretmenlere çağrı yapın; meydanları doldurmalarını isteyin, tarikatlara sağlanan sokaklarda yürüme, festivallere saldırma özgürlüğünün tüm yurttaşlara sağlanması için sesinizi yükseltin ve ardı ardına intihar eden polislere çağrı yapın!

Dostlarım artık "Bizde direniş geleneği yok!" denmesine izin vermeyin. Şimdi tüm sol partilerin asgari bir müşterekte toplanma zamanı. Genel grev çağrısı yapın ama sessizliğinden benim utandığım şanlı bir tarihi olan DİSK'e bel bağlamayın, çoktan şanlı tarihlerini unuttular.

Kaynak: Cumhuriyet

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…